Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Doç. Dr.  Akar Uyardı: Erzincan’da Büyük Deprem Gerçeği Göz Ardı Edilemez

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Deprem Teknolojileri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç.

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Deprem Teknolojileri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan’ın hem tarihsel deprem geçmişi hem de zemin yapısı nedeniyle yüksek risk taşıdığını söyledi.

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Deprem Teknolojileri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fahriye Akar ile gerçekleştirilen röportajda, Erzincan’ın deprem gerçeği tüm yönleriyle ele alındı. Erzincan’ın geçmişten bugüne taşıdığı sismik risklere dikkat çeken Akar, kentin yalnızca aktif fay hatlarına yakınlığıyla değil, aynı zamanda zemin özellikleriyle de Türkiye’nin en hassas bölgeleri arasında yer aldığını söyledi. Depremin önlenemeyecek bir doğa olayı olduğunu belirten Akar, asıl meselenin yıkımı azaltmak ve toplumsal farkındalığı artırmak olduğunu ifade etti.

“Erzincan’ın depremselliği halk tarafından da biliniyor”

Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan’ın deprem geçmişinin sıradan bir tablo ortaya koymadığını belirterek, kentin tarih boyunca çok sayıda yıkıcı depremle karşı karşıya kaldığını söyledi. Son bin yıl içerisinde Erzincan ve çevresinde 17 büyük deprem yaşandığını belirten Akar, bu verilerin hem tarihsel kaynaklarla hem de aletsel dönem ölçümleriyle desteklendiğini anlattı.

Akar, “Bazı şehirlerde 500 yılda bir büyük deprem görülebiliyor. Ancak Erzincan böyle bir şehir değil. Erzincan’ın geçmişine baktığımızda, bu coğrafyanın sürekli deprem üreten bir bölge olduğunu görüyoruz” sözleriyle kentin sarsıntı geçmişinin istisnai değil, süreklilik gösteren bir gerçek olduğunu dile getirdi.

Erzincan’ın 1939 ve 1992 depremlerini hatırlatan Akar, bu depremlerin şehirde büyük yıkımlara ve can kayıplarına yol açtığını belirtti. Erzincan’ın deprem hafızasının güçlü olduğunu ifade eden Akar, bu hafızanın gelecek kuşaklara da doğru şekilde aktarılması gerektiğini söyledi.

“Erzincan’da 100 yıl içinde iki büyük deprem yaşama potansiyeli var”

Röportajda en dikkat çeken değerlendirmelerden biri, Erzincan’ın deprem üretme sıklığına ilişkin oldu. Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan’ın yaklaşık 100 yıl içerisinde iki büyük deprem yaşama potansiyeline sahip olduğunu belirterek bunun geçmişte de görüldüğünü, gelecekte de görülmeye devam edeceğini ifade etti.

Akar, depremin doğanın işleyişinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Bu durum bizim nefes alıp vermemiz gibi doğal bir olay. Ancak önemli olan, bu gerçeği kabul ederek hazırlıklı olmak” dedi.

Bu noktada toplumun depremi yalnızca bir korku başlığı olarak değil, bilimsel olarak yönetilmesi gereken bir gerçeklik olarak görmesi gerektiğini ifade eden Akar, depremle yaşam kültürünün güçlendirilmesinin zorunlu olduğunu söyledi.

Yedisu segmenti için dikkat çeken uyarı

Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan açısından en kritik başlıklardan birinin Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerindeki Yedisu segmenti olduğunu belirtti. 1784 yılından bu yana bu bölgede büyük bir kırılma yaşanmadığını ifade eden Akar, geçen sürenin ve biriken gerilimin bilim insanlarının dikkatini bu bölgeye yoğunlaştırdığını söyledi.

Akar, “Yedisu’da uzun süredir büyük bir deprem olmadı. Hem periyodun dolmuş olması hem de geçmiş veriler nedeniyle bu bölgede büyük bir deprem beklendiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

Kesin gün ve saat verilmesinin bugünün teknolojisiyle mümkün olmadığını vurgulayan Akar, buna rağmen bilimsel verilerin büyük deprem olasılığını açık şekilde ortaya koyduğunu dile getirdi. “Yarın olursa da şaşırmayız, iki yıl sonra olursa da şaşırmayız, beş yıl sonra olursa da şaşırmayız” diyen Akar, burada önemli olanın tarih tartışması değil, hazırlık süreci olduğunu anlattı.

“Kemah depremleri doğrudan tetikleyici olarak değerlendirilmiyor”

Son dönemde Kemah çevresinde meydana gelen depremlere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Akar, bu sarsıntıların Yedisu’daki büyük depremi doğrudan tetiklediği yönünde kesin bir tespitin bulunmadığını söyledi.

Bu depremlerin Ovacık Fayı üzerinde ya da ona paralel kısa faylar üzerinde meydana gelmiş olabileceğini belirten Akar, yer altındaki eğim ve fay uzanımlarının yüzeyde görülen yapıdan farklılaşabildiğini ifade etti. Ovacık Fayı’nın diri olup olmadığına ilişkin bilimsel tartışmaların sürdüğünü kaydeden Akar, buna rağmen bu hattın da Erzincan açısından dikkatle izlenmesi gereken bir yapı olduğunu dile getirdi.

Akar’ın değerlendirmelerine göre Erzincan’ın riskini artıran yalnızca tek bir fay hattı değil; güneyde Ovacık Fayı, kuzeyde ve kuzeybatıda ise Kuzey Anadolu Fay Zonu ile ilişkili kırılma potansiyeli taşıyan segmentler birlikte düşünülmek zorunda.

Erzincan’ın zemin yapısı deprem etkisini büyütüyor

Doç. Dr. Fahriye Akar, röportajda Erzincan’ın deprem riskini büyüten en önemli unsurlardan birinin de zemin yapısı olduğunu söyledi. Erzincan’ın gevşek, sedimenter ve çanak biçimli bir havza üzerinde kurulu olduğunu belirten Akar, bu tür alanların deprem dalgalarını büyütme özelliği taşıdığını anlattı.

Akar, “Kil, kum, silt ve çakıl gibi gevşek malzemeler kaya zemin kadar sağlam bağlara sahip değildir. Bu nedenle deprem dalgaları bu tür zeminlerde büyüyebiliyor” dedi.

Normal şartlarda deprem dalgalarının uzaklaştıkça sönümlendiğini ancak Erzincan’ın zemin yapısının bu etkiyi tersine çevirebildiğini belirten Akar, bu nedenle şehir merkezinin uzak bir depremden bile beklenenden daha fazla etkilenebileceğini söyledi.

Erzincan havzasının gevşek zemin yapısının kent için başlı başına bir dezavantaj oluşturduğunu vurgulayan Akar, bu gerçeğin tüm planlamalarda dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Sıvılaşma riski için mahalle bazlı çalışma çağrısı

Doç. Dr. Fahriye Akar’ın üzerinde durduğu bir diğer önemli konu ise sıvılaşma riski oldu. Özellikle yer altı suyunun yüzeye yakın olduğu alanlarda, ince taneli ve suya doygun zeminlerin deprem anında sıvı gibi davranabildiğini belirten Akar, bunun çok ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Akar, “Bir bina ne kadar sağlam yapılırsa yapılsın, eğer zemin sıvılaşmaya müsaitse bu yapı devrilebilir, oturabilir ya da ağır hasar alabilir” diyerek zeminin bina kadar önemli olduğunu vurguladı.

Bu nedenle her mahallede, hatta gerekirse her parselde zemin özelliklerinin ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini ifade eden Akar, yer altı su seviyesinden fiziksel zemin özelliklerine kadar tüm parametrelerin bilimsel olarak değerlendirilmesini istedi. Mikrobölgeleme çalışmalarının bu yüzden büyük önem taşıdığını belirten Akar, Erzincan’da bu yönde adımlar atıldığını da söyledi.

Deprem Teknolojileri Enstitüsü sahada ölçüm ağını güçlendirdi

Röportajda kurum olarak yürüttükleri çalışmalara da değinen Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan genelinde deprem ölçüm ağının genişletildiğini belirtti. İlçelere yayılmış şekilde yaklaşık 10 deprem ölçer istasyon kurduklarını söyleyen Akar, aynı zamanda şehir içinde acil müdahale sistemine dönük sismometrelerin de yerleştirildiğini kaydetti.

Bu sistemlerin temel amacının, büyük bir deprem sonrasında hangi bölgede daha yüksek ivme ve daha güçlü sarsıntı oluştuğunu kısa sürede belirlemek olduğunu ifade eden Akar, böylece müdahale ekiplerinin daha isabetli yönlendirilebileceğini anlattı.

6 Şubat depremlerini örnek gösteren Akar, deprem merkezinin farklı bir nokta olmasına rağmen en büyük yıkımın başka şehirlerde yaşanabildiğini, bunun da zemin ve dalga büyütme etkisiyle doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Erzincan için kurulan sistemlerin, olası bir deprem sonrasında ilk saatlerin daha verimli yönetilmesine katkı sunacağını ifade etti.

“Binalarda estetikten önce deprem dayanımı sorgulanmalı”

Doç. Dr. Fahriye Akar, vatandaşlara yönelik en net mesajlarından birini yapı güvenliği konusunda verdi. Ev alırken ya da yaptırırken dış cephenin görünümünden, mutfağın tasarımından ya da estetik ayrıntılardan önce binanın deprem dayanımının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Akar, “İnsanlar yeni alacakları binalarda depreme dayanıklı olup olmadığını mutlaka sormalı. Zemin etüdü yapılmış mı, mühendislik hizmeti alınmış mı, yapı-zemin ilişkisi doğru kurulmuş mu, bunlar sorgulanmalı” dedi.

Bu bilincin artmasının, yalnızca bireysel güvenliği değil, aynı zamanda yapı sektöründe kaliteyi de yükselteceğini belirten Akar, toplumdan gelecek talebin daha güvenli binaların önünü açacağını ifade etti.

“Deprem engellenemez ama yıkım azaltılabilir”

Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan’da depremselliğin önlenemeyeceğini ancak bilimsel veriler ışığında yapılacak planlama ve yapılaşma ile yıkımın azaltılabileceğini söyledi. Yeni yapılacak binalarda statik ve dinamik hesaplara bölgenin zemin ve deprem parametrelerinin mutlaka eklenmesi gerektiğini belirten Akar, bu konuda daha hassas davranılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.

Şehirde hâlâ mühendislik hizmeti almamış veya deprem parametrelerine tam olarak uymayan yapıların bulunabileceğine dikkat çeken Akar, mevcut riskli yapı stokunun dönüştürülmesinin önemini de dile getirdi.

Akar, idarecilerin depreme dayanıklı olmayan yapıların yenilenmesi konusunda çalışmalar yürüttüğünü ifade ederken, asıl hedefin bundan sonra yapılacak her yapının doğru zeminde, doğru projeyle ve doğru mühendislik anlayışıyla inşa edilmesi olması gerektiğini söyledi.

“Erzincan bir deprem şehri, bunu unutmadan yaşamak zorundayız”

Röportajın sonunda vatandaşlara çağrıda bulunan Doç. Dr. Fahriye Akar, Erzincan’da yaşayan herkesin deprem gerçeğini hayatın merkezine alması gerektiğini ifade etti. Erzincan’ın diğer birçok şehre göre daha dezavantajlı bir deprem profiline sahip olduğunu belirten Akar, bu nedenle yapılaşmadan kent planlamasına kadar her başlıkta bilimsel yaklaşımın esas alınması gerektiğini söyledi.

Akar, “Deprem olacak mı olmayacak mı tartışmasından çok, olduğunda ne kadar hazırlıklı olacağımızı konuşmamız gerekiyor” mesajını verdi.