Erzincan’ın iki önemli yöresel değeri tulum peyniri ve Cimin üzümü, yıllardır üreticilerin emeğiyle sofralara taşınıyor
Erzincan’ın yöresel lezzetleri arasında önemli bir yere sahip olan tulum peyniri ve Cimin üzümü, üreticilerinin alın teri ve yıllara dayanan tecrübeleriyle sofralardaki yerini koruyor. Bir tarafta dededen babaya aktarılan peynircilik geleneği, diğer tarafta bağlarda sürdürülen üzüm üretimi… Erzincan’ın bu iki önemli değeri, farklı üretim alanlarından gelseler de aynı hikâyede buluşuyor: Emek, sabır ve gelenek.
Tulum peyniri üreticisi ve satıcısı Halis Demir ile Cimin üzümü üreticisi Mehmet Canbaba, Erzincan’ın iki önemli ürününün hikâyesini anlattı. Demir, peynircilik mesleğini ailesinden devraldığını belirtirken, Canbaba ise üzüm üretiminin yıllar süren emek ve ustalık istediğine dikkat çekti.
“Dededen, Babadan Peynirciyim”
Peynircilik mesleğinin kendisi için bir meslekten daha fazlası olduğunu ifade eden Halis Demir, tulum peyniriyle olan bağının aileden geldiğini söyledi.
“Ben tulum peyniri, dededen, babadan peynirciyim” diyen Demir, yıllardır bu mesleğin içerisinde olduğunu belirterek, tulum peynirinin arkasında büyük bir emek ve ustalık bulunduğunu ifade etti.
Demir’in sözleri, Erzincan’da peynircilik geleneğinin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını da ortaya koyuyor. Yılların deneyimiyle sürdürülen meslek, yalnızca peynir üretmek ve satmakla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda kentin geleneksel lezzetlerinden birinin yaşatılmasına da katkı sağlıyor.
Bir Tarafta Bağ, Diğer Tarafta Peynirhane
Erzincan’ın bir diğer önemli yöresel ürünü ise Cimin üzümü. Üretici Mehmet Canbaba, bağcılığın emek isteyen bir iş olduğunu vurgularken, yıllarını bu işe veren üreticilerin tecrübesine dikkat çekiyor.
Bağlarda başlayan üzüm hikâyesi, uzun bir üretim sürecinin ardından sofralara kadar uzanıyor. Üreticiler için her sezon yeni bir emek anlamına gelen bağcılık, Erzincan’ın tarımsal kültürünün önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor.
Canbaba’nın anlattığı üretim süreci, Cimin üzümünün sofralara gelmesinin ardında yalnızca bir tarımsal faaliyet değil, aynı zamanda yılların bilgi birikimi ve üretici emeği olduğunu gösteriyor.
“Erzincan’ın İki Elması, İki Altın Değeri”
Halis Demir, tulum peyniri ile Cimin üzümünün Erzincan açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, iki ürünü kentin “iki elması, iki altın değeri” olarak nitelendiriyor.
Bir tarafta hayvancılık ve süt ürünleri kültürünün önemli bir temsilcisi olan tulum peyniri, diğer tarafta Erzincan’ın bağcılık geleneğini yaşatan Cimin üzümü bulunuyor.
Farklı üretim alanlarının ürünü olan bu iki lezzet, Erzincan’ın yöresel mutfak kültüründe ise aynı sofrada buluşuyor.
“Tulum Peyniri Üzümsüz, Üzüm de Tulum Peynirsiz Olmaz”
Erzincan mutfağında tulum peyniri ve üzümün birlikte tüketilmesinin ayrı bir yeri bulunuyor. Halis Demir de bu birlikteliği dikkat çekici sözlerle anlatıyor.
“Tulum peyniri üzümsüz, üzüm de tulum peynirsiz olmaz” diyen Demir, iki ürünün birbirini tamamladığını ifade ediyor.
Üzümün kendine özgü tatlı aroması ile tulum peynirinin yoğun lezzeti bir araya geldiğinde ortaya yöresel bir sofra kültürü çıkıyor. Bu ikiliye Erzincan’ın geleneksel lavaşı da eklendiğinde ise ortaya kente özgü, sade ama güçlü bir lezzet ortaya çıkıyor.
Lavaş da Sofraya Eklenince…
Tulum peyniri, Cimin üzümü ve lavaşın aynı sofrada buluşması, Erzincan’ın yöresel mutfak kültürünü yansıtan önemli örneklerden biri olarak dikkat çekiyor.
Yöresel ürünlerin yalnızca üretim aşamasında değil, tüketim biçimlerinde de kültürel bir anlam taşıdığı görülüyor. Erzincan’da yıllardır sürdürülen bu gelenek, farklı ürünlerin aynı sofrada nasıl bütünleştiğini de gösteriyor.
“Bu Lezzetler Gelecek Nesillere Aktarılmalı”
Erzincan’ın yöresel ürünlerinin yaşatılmasında üreticilerin rolü büyük önem taşıyor. Aileden aktarılan meslekler, geleneksel üretim yöntemleri ve bölgenin kendine özgü ürünleri, kentin kültürel mirasının önemli parçalarını oluşturuyor.
Tulum peyniri üreticisi Halis Demir’in “Dededen, babadan peynirciyim” sözleri de bu mirasın kuşaktan kuşağa aktarılmasının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Mehmet Canbaba’nın bağcılıktaki emeği ise Cimin üzümünün üretim geleneğinin devam ettiğini gösteriyor. Her iki üreticinin hikâyesinde de ortak nokta, yıllar boyunca aynı işe emek vermek ve yöresel bir değeri yaşatmak.

