Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsak Emin Aktepe, dini konularda uzmanlığı olmayan kişilerin toplumda yanlış algılara ve ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsak Emin Aktepe, fakültenin kuruluş sürecinden bugüne kadar yürüttüğü akademik faaliyetleri ve ilahiyat eğitiminin toplum açısından taşıdığı önemi değerlendirdi. İlahiyat fakültelerinin yalnızca din adamı yetiştiren kurumlar olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Aktepe, bu fakültelerin toplumun doğru dini bilgiyle buluşmasında hayati bir rol üstlendiğini ifade etti.
“Yanlış dini bilgi, büyük toplumsal sorunlara yol açıyor”
Toplumun büyük çoğunluğunun İslam dinine mensup olduğuna dikkat çeken Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsak Emin Aktepe, bu nedenle doğru, güvenilir ve sağlıklı dini bilginin topluma ulaştırılmasının hayati bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Dini bilginin, bireylerin hayatını yönlendiren temel unsurlardan biri olduğunu belirten Aktepe, bu alanda yapılacak her yanlışın yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Yanlış ya da eksik dini bilgilerin geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemli sorunlara yol açtığını dile getiren Prof. Dr. Aktepe, özellikle dinin bilgi dışı, çıkar odaklı ya da ideolojik amaçlarla istismar edilmesinin toplum açısından gerçek ve tehlikeli bir problem olduğunu söyledi. Dinin yanlış yorumlanmasının, insanları birbirine karşı ötekileştiren, ayrıştıran ve zamanla çatışmaya sürükleyen bir zemine dönüşebildiğini belirten Aktepe, bu durumun tarihte pek çok acı örneğinin bulunduğunu hatırlattı.
Doğru dini bilginin topluma ulaştırılmaması halinde mezhep çatışmaları, toplumsal ayrışmalar, radikalleşme eğilimleri ve hatta şiddet olaylarının ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Aktepe, bu tür süreçlerin genellikle bilgi eksikliği ve yanlış yönlendirme üzerinden şekillendiğini ifade etti. İnanç alanındaki belirsizliklerin, özellikle gençler ve kırılgan gruplar üzerinde daha yıkıcı etkiler oluşturabildiğini vurgulayan Aktepe, sağlıklı dini eğitimin bu noktada koruyucu bir işlev gördüğünü söyledi.
İlahiyat fakültelerinin bu süreçte yalnızca akademik bilgi üreten kurumlar olmadığını belirten Prof. Dr. Aktepe, aynı zamanda toplumu yanlış dini anlayışlardan koruyan, sahih ve bilimsel bilgiyle rehberlik eden kurumlar olduğunu ifade etti. Fakültelerde verilen ilahiyat eğitiminin, dinin özünü doğru kaynaklar üzerinden ele alan, hurafelerden ve aşırılıklardan arındırılmış bir anlayışı merkeze aldığını dile getirdi.
Aktepe, ilahiyat fakülteleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortak sorumluluğunun, dini bilginin güvenilir kaynaklardan, anlaşılır bir dil ve sağduyulu bir üslupla topluma aktarılması olduğunu belirterek, bu görev yerine getirilmediğinde ortaya çıkan boşluğun ehil olmayan kişiler tarafından doldurulduğunu söyledi. Bu durumun ise yanlış dini bilginin hızla yayılmasına ve toplumsal sorunların derinleşmesine neden olduğunu ifade etti.
Toplumsal huzurun, birlik ve beraberliğin korunmasında doğru dini bilginin belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Aktepe, dinin ayrıştıran değil birleştiren bir unsur olması gerektiğini belirtti. Bu nedenle ilahiyat fakültelerinin ve yetkili dini kurumların daha görünür, daha etkin ve daha anlaşılır bir iletişim diliyle toplumla buluşmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
“Toplum sadece maddeden ibaret değildir”
Bazı akademik alanların yalnızca maddi getiri üzerinden değerlendirildiğini ifade eden Aktepe, toplumun sadece ekonomik unsurlardan oluşmadığını belirtti. Toplumların aynı zamanda manevi, psikolojik ve sosyolojik bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Aktepe, hukuk, tarih, edebiyat ve ilahiyat gibi alanların toplumun iç dünyasına hitap ettiğini söyledi.
İlahiyat alanının toplumun manevi dinamiklerine yatırım yapan temel disiplinlerden biri olduğunu kaydeden Aktepe, bu alanın ihmal edilmesinin uzun vadede ciddi sosyal sorunlara zemin hazırlayacağını dile getirdi.
“İslam, iyiliği ve ahlakı merkeze alır”
İslam dininin hem dünya hem de ahiret mutluluğunu hedefleyen kapsamlı bir hayat nizamı sunduğunu belirten Prof. Dr. Aktepe, bugün milyarlarca insanın İslam dini üzerinden huzur, adalet ve mutluluğu aradığını ifade etti. İslam’dan ve onun emir ile yasaklarından uzaklaşıldıkça bireysel ve toplumsal düzeyde ahlaki problemlerin arttığını dile getirdi.
Namaz, oruç ve diğer ibadetlerin insanı ahlaki açıdan olgunlaştırmayı hedeflediğini belirten Aktepe, İslam’ın dürüstlüğü, merhameti, yardımlaşmayı, tebessümü ve toplumsal dayanışmayı emrettiğini söyledi. İçki, kumar, uyuşturucu, terör ve her türlü kötülüğün İslam tarafından yasaklandığını vurguladı.
“2010’dan bu yana akademik ve toplumsal sorumluluk bilinciyle eğitim”
2010 yılında kurulan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin bugün üniversitenin 12 fakültesinden biri olarak eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Prof. Dr. Aktepe, fakültede yaklaşık 60 öğretim elemanının görev yaptığını ve 850 civarında öğrencinin lisans düzeyinde eğitim aldığını söyledi. Fakültede ayrıca yüksek lisans ve doktora programlarının da aktif olarak yürütüldüğünü ifade etti.
Fakülte bünyesinde Temel İslam Bilimleri, Felsefe ve Din Bilimleri ile İslam Tarihi ve Sanatları olmak üzere üç ana bölüm bulunduğunu belirten Aktepe, öğrencilere tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve Arapça gibi klasik İslam ilimlerinin yanı sıra felsefe, sosyoloji, psikoloji, din eğitimi, İslam tarihi ve İslam sanatları alanlarında da kapsamlı bir eğitim verildiğini dile getirdi.
“Mezunlar hem eğitimde hem din hizmetlerinde görev alıyor”
İlahiyat eğitiminin yalnızca teorik bilgi aktarımıyla sınırlı bir alan olmadığını vurgulayan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsak Emin Aktepe, fakültede verilen eğitimin öğrencileri hem akademik hem de uygulamaya dönük mesleki alanlara hazırladığını ifade etti. İlahiyat fakültelerinin temel hedefinin, dini bilgiyi sadece öğrenen değil, aynı zamanda doğru bir şekilde yorumlayabilen, aktarabilen ve topluma rehberlik edebilen bireyler yetiştirmek olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Aktepe, ilahiyat fakültesi mezunlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi ve özel okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak görev alabildiklerini, bu alanda özellikle genç nesillerin sağlıklı bir din anlayışıyla yetişmesine önemli katkılar sunduklarını dile getirdi. Öğretmen olarak görev yapan mezunların, öğrencilere yalnızca bilgi aktarmakla kalmadığını, aynı zamanda ahlaki değerler, toplumsal sorumluluk bilinci ve birlikte yaşama kültürü gibi temel konularda da rehberlik ettiklerini vurguladı.
Mezunların istihdam alanlarının bununla da sınırlı olmadığını ifade eden Aktepe, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imam, müezzin, vaiz ve Kur’an kursu öğreticisi gibi çeşitli din hizmetleri alanlarında görev aldıklarını belirtti. Bu görevlerde bulunan ilahiyat mezunlarının, camilerde, Kur’an kurslarında ve farklı toplumsal alanlarda halkla birebir temas halinde olduklarını ifade eden Aktepe, bu yönüyle ilahiyat eğitiminin doğrudan toplumla temas eden bir mesleki alan olduğunu söyledi.
Din hizmetleri alanında görev yapan mezunların yalnızca ibadetlerin yerine getirilmesinde değil, aynı zamanda toplumsal rehberlik, dini danışmanlık, manevi destek ve sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi gibi alanlarda da önemli roller üstlendiğini belirten Aktepe, özellikle aile içi sorunlar, gençlerin karşılaştığı ahlaki ve psikolojik problemler ile toplumsal kriz dönemlerinde din görevlilerinin toplum açısından kritik bir görev üstlendiğini ifade etti.
İlahiyat fakültelerinde verilen eğitimin, mezunlara güçlü bir ilmi altyapı kazandırmasının yanı sıra iletişim becerileri, temsil yeteneği ve sorumluluk bilinci de kazandırdığını dile getiren Prof. Dr. Aktepe, mezunların görev aldıkları her alanda dinin sahih kaynaklara dayalı, kuşatıcı ve birleştirici yönünü temsil etmelerinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Prof. Dr. Aktepe, ilahiyat mezunlarının eğitim ve din hizmetleri alanlarında üstlendikleri bu roller sayesinde toplumda doğru dini bilginin yaygınlaşmasına katkı sunduğunu belirterek, ilahiyat eğitiminin yalnızca bireysel bir meslek alanı değil, aynı zamanda toplumsal huzur ve değerlerin korunması açısından stratejik bir alan olduğunu sözlerine ekledi.
“Çözüm yasaklamak değil, doğruyu güçlü anlatmaktır”
Sosyal medya başta olmak üzere çeşitli iletişim mecralarında din adına yanlış, eksik ya da bağlamından koparılmış bilgilerin yayılmasına da değinen Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsak Emin Aktepe, bu durumun günümüzün en önemli toplumsal sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Prof. Dr. Aktepe, dinin toplum üzerindeki etkisi ve hassasiyeti dikkate alındığında, bu alanda yapılan her açıklamanın ciddi sonuçlar doğurabildiğini belirterek, meselenin yalnızca bireysel bir görüş meselesi olarak ele alınamayacağını vurguladı.
Fikir özgürlüğünün demokratik toplumların vazgeçilmez bir unsuru olduğunu dile getiren Aktepe, insanların dini, siyasi ve düşünsel kanaatlerini ifade edebilme hakkının korunması gerektiğini söyledi. Ancak bu özgürlüğün, yanlış ve sağlıksız bilgilerin sınırsızca yayılmasına zemin hazırlamaması gerektiğine dikkat çeken Aktepe, özellikle dini konularda yapılan hatalı paylaşımların toplumda kafa karışıklığına, güvensizliğe ve inanç krizlerine yol açabildiğini ifade etti.
Bu noktada çözümün yasaklamak ya da susturmak olmadığını açık bir dille ortaya koyan Prof. Dr. Aktepe, asıl yapılması gerekenin doğru, sahih ve bilimsel temellere dayanan dini bilginin güçlü ve etkili bir şekilde topluma sunulması olduğunu söyledi. Aktepe, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilahiyat fakültelerinin kuruluş amaçlarının da bu sorumluluğu yerine getirmek olduğunu belirterek, bu kurumların yalnızca akademik ya da bürokratik yapılar olarak değil, aynı zamanda toplumu doğru bilgiyle buluşturan aktif aktörler olarak daha görünür olmaları gerektiğini vurguladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakültelerinin sosyal medya, dijital platformlar ve kitle iletişim araçlarında daha etkin bir dil ve yöntemle yer almasının önemine işaret eden Aktepe, doğru bilginin toplumla buluşturulamadığı alanların, yanlış ve istismara açık söylemlerle hızla doldurulduğunu ifade etti. Bu nedenle resmi ve akademik kurumların çağın iletişim araçlarını daha etkin kullanmasının bir zorunluluk haline geldiğini söyledi.
Toplumun her bireyinin ilahiyat alanında uzman olmasının ne mümkün ne de gerekli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aktepe, toplumun büyük çoğunluğu için temel dini bilgilerin sade, anlaşılır ve günlük hayata rehberlik edecek düzeyde öğretilmesinin yeterli olduğunu belirtti. Dinî bilginin karmaşık ve ağır bir dil ile sunulmasının, insanları dinden uzaklaştırabildiğine dikkat çeken Aktepe, bu durumun zamanla “din yorgunluğu”na yol açabileceğini ifade etti.
Detaylı fıkhi meseleler, derin felsefi tartışmalar ve akademik düzeydeki teorik konuların ise bu alanlarda eğitim almış uzmanların çalışma sahası olduğunu söyleyen Aktepe, her konunun herkesin tartışabileceği bir alan gibi sunulmasının sağlıklı olmadığını dile getirdi. Bu noktada tıp alanından bir örnek veren Aktepe, bir hastanın doktoruna güvenmesinin nasıl doğal bir durum olduğunu, dini konularda da ehil olan kişilere ve kurumlara güvenmenin benzer bir gereklilik olduğunu ifade etti.
Yasaklayıcı yaklaşımların sorunu çözmek bir yana, çoğu zaman daha da derinleştirdiğini belirten Prof. Dr. Aktepe, yanlış bilgiyle mücadelenin en etkili yolunun, doğru bilgi üreten, bunu anlaşılır bir dille aktaran ve topluma güven veren mekanizmaların güçlendirilmesi olduğunu vurguladı. Aktepe, bu anlayışla hareket edildiği takdirde hem toplumsal huzurun korunabileceğini hem de dinin istismar edilmesinin önüne geçilebileceğini sözlerine ekledi.
