Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Döner: “Davaların Uzun Sürmesi Sadece Hukukun Değil, Toplumun da Meselesi”

Prof. Dr. Ayhan Döner, nüfus artışı, şehirleşme ve ekonomik ilişkilerin

Prof. Dr. Ayhan Döner, nüfus artışı, şehirleşme ve ekonomik ilişkilerin çeşitlenmesiyle birlikte dava sayısının arttığını belirterek, yargıdaki iş yükünün bu durumdan doğrudan etkilendiğini ifade etti.

Türkiye’de davaların neden uzun sürdüğü, vatandaşların en çok merak ettiği hukuk başlıkları arasında yer alıyor. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Döner, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, yargılamaların uzamasının yalnızca mahkemelerin çalışma düzeniyle açıklanamayacağını belirtti. Döner’e göre mesele, hem toplumsal dönüşümün hem de hukuk sisteminin yapısal işleyişinin ortak sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Prof. Dr. Ayhan Döner, hukukun toplumdan bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayarak, son yıllarda Türkiye’de yaşanan şehirleşme, nüfus artışı, ekonomik ilişkilerin çoğalması ve sosyal hayatın karmaşık hale gelmesinin hukuki uyuşmazlıkları artırdığını ifade etti. Bu artışın doğal olarak mahkemelerdeki dosya yükünü büyüttüğünü belirten Döner, dava sürelerinin değerlendirilmesinde sadece sonuç odaklı değil, süreç odaklı bir bakışın da gerekli olduğunu kaydetti.

“Meseleye Tek Bir Pencereden Bakmak Yanlış”

Davaların uzun sürmesinin tek bir sebebe indirgenemeyeceğini söyleyen Döner, hukuk sisteminin birçok unsurun birlikte işlemesiyle ayakta kaldığını ifade etti. Döner, “Bu konuyu yalnızca hakim sayısı, mahkeme sayısı ya da hukuk eğitimi üzerinden açıklamak eksik olur. Çünkü yargılama süresi; toplumsal yapı, dava sayısı, uyuşmazlığın niteliği, delil toplama süreci ve kanun yollarının işleyişiyle birlikte değerlendirilmelidir” dedi.

Dava sayısındaki artışın mahkemeler üzerindeki baskıyı büyüttüğünü belirten Döner, özellikle büyük şehirlerde aile hukuku, iş hukuku, ticaret hukuku ve gayrimenkul kaynaklı uyuşmazlıklarda ciddi yoğunluk yaşandığını söyledi. Hukuki ilişkilerin çeşitlenmesiyle birlikte dosyaların da daha teknik ve ayrıntılı hale geldiğini ifade eden Döner, bunun karar süreçlerini doğrudan etkilediğini dile getirdi.

Toplumsal Değişim Hukuka da Yansıyor

Kırsaldan kente göç, değişen aile yapısı, büyüyen ticari hayat ve dijitalleşen ilişkiler ağı, hukuk alanında da yeni uyuşmazlık türlerini beraberinde getiriyor. Döner, toplumsal yapıda yaşanan bu dönüşümün mahkemelere yansımasının kaçınılmaz olduğunu belirterek, geçmişe göre daha karmaşık hale gelen sosyal ve ekonomik ilişkilerin yargının önüne daha fazla dosya çıkardığını söyledi.

Döner’e göre bugün dava sayısındaki artış sadece nüfus çoğalmasıyla açıklanmıyor; bireylerin hak arama bilincinin yükselmesi, sözleşme ilişkilerinin yaygınlaşması ve ekonomik hayatın daha çok kayıt altına alınması da bu tabloyu etkiliyor. Bu nedenle davaların uzun sürmesi, yalnızca “yargı yavaş işliyor” şeklinde basit bir yorumla ele alınamıyor.

Her Dava Aynı Hızda Sonuçlanamaz

Yargılamanın niteliğine dikkat çeken Döner, bazı dosyaların kısa sürede karara bağlanabildiğini, bazılarında ise delil toplama, tanık dinleme, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi işlemlerin zaman aldığını belirtti. Özellikle teknik yönü ağır basan davalarda mahkemenin karar vermeden önce birçok aşamayı dikkatle yürütmek zorunda olduğunu vurgulayan Döner, bunun adil yargılamanın bir gereği olduğunu ifade etti.

“Mahkemelerin görevi sadece hızlı karar vermek değildir” diyen Döner, “Esas olan, hukuka uygun, denetlenebilir ve adil karar vermektir. Hız önemli olmakla birlikte, adalet duygusunu zedeleyecek ölçüde acelecilik de doğru değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Usul Süreçleri de Süreyi Belirliyor

Prof. Dr. Ayhan Döner, dava sürelerinin yalnızca mahkemenin takvimiyle değil, yargılamanın usul boyutuyla da doğrudan ilgili olduğunu söyledi. Tebligat işlemleri, tarafların savunma süreleri, delillerin toplanması, kurumlar arası yazışmalar ve bilirkişi raporlarının hazırlanması gibi pek çok aşamanın dava süresini etkilediğini belirten Döner, hukukun güvenilir işlemesi için bu süreçlerin belirli kurallara göre yürütülmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.

Tarafların itiraz haklarının bulunmasının da hukuk devleti açısından vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Döner, istinaf ve temyiz mekanizmalarının yargılamayı bazen uzatsa da hukuki denetim bakımından önemli bir işlev gördüğünü belirtti. Yanlış veya eksik bir kararın üst yargı mercilerince incelenebilmesinin, adalet sisteminin güvencelerinden biri olduğunu söyledi.

Uzmanlaşma İhtiyacı Daha Fazla Hissediliyor

Günümüzde uyuşmazlıkların sadece sayıca artmadığını, aynı zamanda içerik bakımından da daha karmaşık hale geldiğini belirten Döner, özellikle ticaret, bilişim, iş hukuku ve idare hukuku gibi alanlarda uzmanlaşmanın önem kazandığını ifade etti. Mahkemelerde ve hukuk eğitiminde uzmanlaşmanın güçlenmesinin, daha sağlıklı ve daha etkin karar süreçlerine katkı sunacağını kaydetti.

Döner, nitelikli hukuk eğitiminin yalnızca avukat, hakim ya da savcı yetiştirmekle sınırlı olmadığını; aynı zamanda hukuk sisteminin genel kalitesini belirleyen temel unsurlardan biri olduğunu söyledi. Hukuk fakültelerinin bu noktada sadece diploma veren kurumlar değil, aynı zamanda adalet kültürünü besleyen merkezler olduğunu dile getirdi.

Dijitalleşme Hızı Artırıyor Ama Tek Başına Yeterli Değil

UYAP ve MERNİS gibi sistemlerin yargı alanında önemli kolaylıklar sağladığını belirten Döner, dijital altyapının belge akışını hızlandırdığını, yazışmaları kolaylaştırdığını ve işlemlerde zaman kaybını azalttığını söyledi. Ancak teknolojinin tek başına bütün sorunları çözmeyeceğini ifade eden Döner, insan kaynağı, kurumsal kapasite ve mevzuat uygulamasının da aynı ölçüde önemli olduğunu vurguladı.

Dijitalleşmenin yargı süreçlerini destekleyen önemli bir araç olduğunu belirten Döner, bu dönüşümün güçlü personel yapısı ve etkin organizasyonla birleşmesi halinde daha somut sonuçlar doğuracağını ifade etti.

Arabuluculuk ve Alternatif Çözüm Yolları Öne Çıkıyor

Mahkemelerin iş yükünü hafifletmede arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının önemine değinen Döner, bazı ihtilafların dava aşamasına gelmeden çözülmesinin hem vatandaş hem de yargı açısından olumlu sonuçlar doğurduğunu söyledi. Arabuluculuğun taraflara daha kısa sürede sonuç alma imkânı sunduğunu belirten Döner, uzlaşma kültürünün gelişmesinin hukuk sistemine de olumlu katkı sağlayacağını kaydetti.

Özellikle iş, ticaret ve tüketici hukukunda alternatif çözüm yöntemlerinin etkisinin giderek arttığını belirten Döner, bu uygulamaların daha da yaygınlaşmasının mahkemelerdeki yoğunluğu azaltabileceğini ifade etti.

“Amaç Sadece Hız Değil, Etkin ve Adil Yargı”

Prof. Dr. Ayhan Döner, hukuk sisteminde temel hedefin yalnızca davaları kısa sürede sonuçlandırmak olmadığını, adil, öngörülebilir ve güven veren bir yargı düzeni oluşturmak olduğunu söyledi. Toplumun değiştikçe hukukun da buna uyum sağlamak zorunda olduğunu belirten Döner, yapılan reformların, dijital yatırımların ve insan kaynağını güçlendirmeye dönük adımların uzun vadede daha etkin bir yargı yapısına katkı sunacağını ifade etti.